Depremin Çaresi Ranstsal Değil Kentsel Dönüşüm

Depremin Çaresi Ranstsal Değil Kentsel Dönüşüm
19 Kasım 2016 09:51 Yorum yaz Çıktı al
Beşik gibi sallanmasına rağmen iki kişinin hayatını kaybettiği Yeni Zelanda depremi akıllara yine Türkiye’de yaşanan ve yaşanması muhtemel depremleri getirdi.

Yeni Zelanda’da yaşanan 7.8 büyüklüğündeki deprem ve iki gün dolmadan 1.200’ü geçen artçı sarsıntıların ardından ülkede iki kişinin hayatını kaybetmiş olması “Bu deprem yakın zamanda Türkiye’de olsa neler olurdu?” sorusunu bir kez daha akıllara getirdi. Biliyoruz ki 17 Ağustos 1999 tarihinde gerçekleşen 7,5 şiddetindeki Marmara Depremi’nde resmi raporlara göre; 17 bin 480 kişi hayatını kaybetti, 23 bin 781 kişi yaralandı, 505 kişi sakat kaldı. 285 bin 211 konut ve 42 bin 902 işyeri de hasar gördü.

Deprem değil bina öldürür!

Adım adım yaklaşan Marmara depreminin endişelerini yoğun olarak yaşadığımız bugünlerde, aslında “deprem değil bina öldürür” gerçeğinin bir kez daha gözler önüne serildiğini vurgulayan Çukurova Gayrimenkul Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Son, ülke genelinde kentsel dönüşüm çalışmalarının acil olarak hızlanması gerektiğini söyledi. Yüzölçümünün yüzde 92’si deprem kuşağında bulunan Türkiye’de yaklaşık 18 milyonu aşan yapı stoğunun yüzde 67’sinin ruhsatsız ve kaçak, yüzde 60’ının ise 20 yaşın üzerindeki konutlardan oluştuğunu hatırlatan Tamer Son, Türk halkına acilen 1999 depreminden sonra güvenilir firmaların inşa ettiği konutlara taşınmaları ve binalarını yenilemek için harekete geçmeleri gerektiği mesajını verdi. Geçtiğimiz günlerde 6306 Sayılı Kentsel Dönüşüm Yasası’nın uygulama yönetmeliğinde yapılan radikal değişikliklerle bina yenileme sürecinin çok daha hızlı ilerleyeceğine dikkat çeken Tamer Son, sürecin sağlıklı işlemesi için bina sahipleri ve firmaların kentsel dönüşüm fırsatını rant yarışına çevirmeye çalışmak yerine çözümcül bir yaklaşımla ilerlemeleri gerektiğini söyledi.

 

Güvenli ve sürdürülebilir binalar için doğru seçim önemli

Deprem ülkesi Türkiye’de insanların huzur içinde yaşayabilecekleri, dayanıklı, uzun ömürlü, güvenli ve sürdürülebilir projeler inşa edilmesi gerekliliğinin altını çizen Tamer Son, şunları aktardı; “Kentsel dönüşümle birlikte Deprem Yönetmeliği’ne uygun olarak kaliteli malzemeler ve en son inşaat teknolojileri ile inşa edilmiş binaların sayısı hızla artacak. Bu doğrultuda tüketicilerin de kentsel dönüşüm sürecinde binalarını yeniletirken ya da konut seçerken hem statik hem de estetik değerleri sorgulamaları gerekiyor. Zemin etüdünden projelendirmeye, malzeme kalitesinden yapım faaliyetine kadar bina üretim sürecinin her aşamasında alınacak mühendislik hizmeti yapıların güvenli ve sürdürülebilir olmasının en önemli teminatı. Bu nedenle mühendislik ve mimarlık hizmetlerine gereken önemi veren inşaat firmalarını tercih etmek çok önemli.”

 

Hedef 6,5 milyon bina, gerçekleşen 120 bin!..

Türkiye’de kentsel dönüşüm sürecinin 2012 yılında başladığını ve resmi rakamlara göre ilk etapta yaklaşık 6,5 milyon binanın yenilenmesinin hedeflendiğini hatırlatan Tamer Son, İstanbul Kentsel Dönüşüm Derneği’nin açıklamalarına göre 4 senede sadece 120 bin binanın kentsel dönüşüm sistemine girdiğine dikkat çekti. Bugüne kadar süreci tıkayan pek çok nedenden ötürü kentsel dönüşümün yavaş ilerlediğini belirten Tamer Son, Kentsel Dönüşüm Yasası’nın uygulama yönetmeliğinde yapılan değişiklikler ile yatırımcıların ve konutunu yenilemek isteyen mülk sahiplerinin önündeki engellerin ortadan kalktığını belirtti.

 

Kentsel dönüşüm milli davamız…

“Ülkemiz için yolu, altyapısı, yeşil alanı ve sosyal imkanları ile planlı, sağlıklı ve sürdürülebilir şehirler ancak kentsel dönüşümle sağlanabilir” diyen Tamer Son, sözlerini şöyle sürdürdü; “Şehir planlamasını bütüncül ve sistematik bir anlayışla yapmak, gelecek nesillere kaliteli yaşam imkanı tanımak ve olası felaketlerde kayıpları en aza indirgemek için kentsel dönüşüm fırsatını iyi değerlendirmek gerekiyor. 2012 yılında başlatılan bu süreç aslında 1999 depremi sonrası kaybedilen onca zamanı bir nebze de olsa telafi edecek gibi görünüyor. Kentsel dönüşüm ülkemiz, ekonomimiz ve insanımız için zorunlu bir süreç. Geçmişten gelen çarpık kentleşme sorununun çözülmesi, gecekonduların ve sosyal donatılardan yoksun yaşam alanlarının yeniden yaratılması, kentlerin kültürümüze ve mimarimize uygun, çağdaş yapılara kavuşması için bu fırsat çok iyi değerlendirilmeli ve bu konuya milli bir dava gözüyle bakılmalı.

Sizde bir yorum yazın
E-BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN